Bu sohbete gönderdiğiniz mesajlar ve yaptığınız aramalar artık uçtan uca şifrelemeyle korunmaktadır.

: Merhaba Dilan Bozyel, kadrajın ve kelimelerin kadını. Sana sorularım var. Müsaitsen yazışalım mı?

: Merhabalar, merak ettim sorularını. Sor bakalım 🙂

: En sevdiğim whatsapp röporartajı, en az benim kadar merak edenlerle buluşmalarımız güzel bir sohbet bizi bekliyor o zaman tamamdır başlıyorum 🙂

: Kimseye şikayet etmeyen fotoğraflarla hayatı izleyen birisin fotoğrafçılık sana hayata tutunma sebebi olmuş bilmeden hala aynı mı hissediyorsun kadraja olan hislerin nasıl?

: Elbette. Her gün, her sabah, her gece aynı ve bazen artış gösteren hislerle fotoğrafçılığımı yaşıyorum.

: Ne güzel biraz klişe ama bunun sevdiğin işi yapmakla ile ilgisi var değil mi?

: Direkt ilgisi var. hobi olarak ya da ek iş olarak hayatımda yer almıyor çünkü fotoğrafçılık. Evde yediğim ekmeğim de, uyumadan önceki düşüncelerim de, bir iş günü sonundaki yorgunluğumda hep mesleğin olan fotoğrafçılıkla ilgili.

: İşletme eğitimini bırakarak özgürlüğünü ilan etmişsin ? nasıl bir his bu, insan nasıl cesaret edebilir içinden geleni yapmaya?

: Aradan geçen zamanın bana verdiği dersler ve kattığı tecrübelerle biliyorum ki ben o gün özgürlüğümü ilan etmemişim, daha zor bir tercih yapmışım. işletme eğitimimi tamamlarken fotoğraf eğitimi de alabilir, mezun olduktan sonra da iki işi de profesyonel aşamaya getirebilirmişim. o günlerden bugüne geçen neredeyse on yıl içinde hem maddi açıdan daha kolay bir hayatı sağlamış olurdum kendime hem de hedeflerime ulaşırken daha odaklı, daha temiz enerjili çalışabilirmişim. en basit meâli; yurtdışında katılacağım bir sergiye hazırlanırken bir yandan elektrik, su, doğalgaz, internet, telefon, atölye güvenlik alarmı, vs. gibi faturaları da ince ince hesaplamak zorunda kalmazdım :)) sorunuza dönersem, insan içinden geleni yapmaya her türlü cesaret edebilir, yeter ki istesin ve inansın. güvenli alandan çıkmayı bilebilsin, biraz yağmur biraz kar biraz rüzgarı sevebilsin. rüzgara karşı yürüyen biri değilim; rüzgar beni uçurur. ben rüzgarı severek, onun yönlendirdiği yere doğru gidenlerdenim.

: Etkilendim gerçekten önemli bir noktaya değindin kendi hayatının kahramanı olmak için kalbini ve aklını birlikte kullanmak lazım demek ki

: Bunu bir yere not almalı herkes

: Fotoğrafçılık için seni en çok heyecanlandıran, bu yolda ilerlemeni sağlayan mucizelerin nelerdi?

: Birçok röportajda anlattığım sağlığımı tekrar kazanmama yardımcı olduğuna inanıyorum fotoğraf sanatının. Hastalandığım dönemde ilaç almak için uyanmak yerine kendi fotoğrafımı -otoportremi- çekebilmek için uyanıyordum.
bu o dönemle ilgili sağlam bir mucizeydi; sonrasında ise verdiği mutluluk, tutku, iletişim dilime dönüşmesi bir ağaç gibi büyüyen mucizeye dönüştü.
ya da özetle bir anda hayatıma giren bir hayalin mucize olduğuna inandığım için mucizeye dönüştü.

: Evet hastalıktan sağlığa ulaşan sürecini biliyorum… mucizeler…. hastalıkla yaşama bağlanabilmek insana güç veriyor olmalı.

: Doğru bakabilirsen tabi

: Aynen..

: Ve fotoğrafçılık hayatına dahil oldu Peki zor bir soru olabilir ama Moda çekimi, müzisyenler, konserler, kendin, dünya, bir çok alanda çekimler yapıyorsun peki ilk sırada hangisi yer alır?

: İnan tam cevap vermek zor. sürekli soruluyor bu soru ve her seferinde farklı cevap geçiyor içimden. en ağır basan ise dünyayı dolaşmak ve belgesel çekimler yapmak oluyor fakat her çekimimde ilk çekimim gibi heyecanlanıyorum ben. müşterilerim bana hep heyecan veren projeleri teklif ediyor mesela, reklam çekimlerim bile şükürler olsun hep heyecanla ve keyifle gerçekleşiyor. konser çekimleri ise bir yerde kaldı aslında, eskisi gibi heyecanlanmıyorum. fotoğrafçılara/basına eskisi kadar önem ve değer biçilmiyor çünkü; herkes zaten akıllı telefonuyla çekim yapıp elbet işe yarar kareler paylaşıyorlar çünkü. en son çekime gittiğim konserde fotoğrafçı/basın için sahne önü bölmesi bırakmamışlardı bile. ezilme tehlikesi yaşayacağımı düşünüp birçok kareden vazgeçtim hatta. genç¥i müzisyenlerle çalışmak da heyecanlı lakin ne istediklerini tam bilmiyor olabiliyorlar, burada aslında fotoğrafçılığın %70’i devreye giriyor; fotoğrafı çekilecek kişi anlamak, doğru iletişim kurmak, hayal ettiği görselleri yaratabilmek, hedef kitlesine uygun plan yapmak.. ama bu müşteri iletişimi ve model yönetimi bile aynı heyecanla gerçekleşiyor tarafımdan. dolayısıyla ilk sıra gibi bir ayrım yapamıyorum.

: İçinde strateji pazarlama hepsi var aslında sadece çekmek meselesi değil

: Gezgin olmak nasıl bir ruh hali çok gezdin neler gördün neler kattı sana?

: Kendimi seyyahlık konusunda şanslı hissediyorum çünkü benim Ortadoğu’ dan Avrupa’ ya yol yaptığım dönemlerde akıllı telefonlar bu kadar işlevli değildi, boynumda kamera varken telefonumla fotoğraf çekmek aklıma gelmiyordu, mola vermek için bir köşede oturduğumda etrafı, insanları detaylıca izleyebiliyordum; ilk fırsatta telefonuma bakmıyordum. Her anımı herkesle paylaşma dürtüsü içinde değildim. Bu sebeple en derine sindirerek yollar yaptım ben. Dünya bazen kocaman oldu gözümde, bazen ufacık. Biz insanların farklılıklarının ya da aynılıklarının nedenlerini incele ve üzerine düşünme zamanım oldu bolca. Gezegeni tamamıyla gezmedim en nihayetinde ama özellikle görmek istediğim birçok yeri gördüm, gezdim, fotoğrafladım. Üstelik savaş sonrası yıkılan ve bozulan yerleri görüp şahit oldum eski hallerine. -Bu insanı biraz yaşlanmış/yaşanmış hissettiriyor- Trend yerleri, fotoğrafik açıdan “bol like” aldıran yerlerdense şiirlerini, yazılarını okuduğum yazarların, şarkıların yazıldığı yerlerin, imrenilecek aşk hikâyeleri duyduğum toprakların havasını soludum. Fazlaca içli yaşadığım yirmilerimi yollarda geçirdiğim için mutluyum, şanslıyım; şükürler olsun.

: Şimdiyse otuzlar ve sonrasındayım,
eminim daha nice yolların beni beklediğine.

: Herkesin söylediği gibi belki de asıl hikâyeler şimdi başladı. Çünkü yirmilerimin büyük bir kısmı bir arayıştı. Mutluluk, din, kendim.. Onca yol ve tecrübe sonrası bir yerde, bir noktada küt diye anladım hepsinin içimde olduğunu, içimi gezmem gerektiğini ve içimle gezmem gerektiğini. İyi yolculuklar bana❤

: Her 10 un bir yolcuğu olmalı 20-30-40 bu da bir karga sözü malum bizim ömür de uzun bizim senin de uzun bir ömrün olsun uzun yolculukların olsun ? bitiş gibi oldu ama sorularım bitmedi daha 🙂

: Dijital dünyada ne zamandır yer alıyorsun nasıl dahil oldun?

: Sana ve size de iyi yolculuklar o zaman❤

: Dijital dünyada ne zaman yer aldığımı düşününce 146’yla internete bağlanma dönemim geldi aklıma; msn, mirc, myspace, yonja, 80630, mynet, aman Tanrım? 🙂
Facebook ilk açıldığı yıl benim de hayatıma girdi. İnanır mısın Myspace ve Facebook ilk yıllarında bana iş konusunda inanılmaz yardımcı oldu. İletişim kurmak, kişisel PR gibi konulardan bahsediyorum. O dönemler Londra’ da yaşıyordum, şu anki kadar troll bir sanal dünya değildi ve o zamanlar çalıştığım dergiler, reklam ajansları, konser mekanlar, müzisyenler gibi çekimlerimi Facebook sayesinde iletişim kurarak gerçekleştirmiştim.
Şu websitemi artık bitirebilecek zaman ve akıl bulursam kendime artık yavaşça kopacağım birçok sosyal medya platformundan. Korkunç zaman kaybına dönüşmeye başladı. Kusura bakma ama Whatsapp bile benim için büyük zaman kaybı :))

: Her mevzuda olduğu gibi faydalı olanı kontrolsüz kullanara gereksiz hale getirebiliyoruz

: O yüzden mesele sosyal medya değil aslında insan

: Ama whatsapp röportaj çok tatlı değilmi ?????

: 146 dan bugünlere

: ?

: Hahaha evet evet tabii
-anne telefonu açma sakın internet kesiliyor-

: Evet o sesler hele benim sesimdene bile kötüydü

: ??

: Özellikle instagram ile fotoğrafçılık farklı bir noktaya geldi nasıl buluyorsun bu birleşimi?

: Bir çok kişi bu sayede fotoğrafçı oldu

: Birçok kişi instagram sayesinde instagram fotoğrafı çekerek para kazanmaya ve popüler olmaya başladı diye düzeltsek nasıl olur? 🙂

: İnceye dikkat ???

: Ben klasik kafada bir fotoğrafçıyım,
bahsettiğiniz tanımla instagram fotoğrafçılığının hakkını veren çok çok az kişi olduğunu düşünüyorum.
geri kalan çok yüksek takipçili kişiler ise ekmeğine bal sürüyor sadece; çok özensiz fotoğraf galerileri var. çok özensiz fotoğraflar çekiyorlar, bazen şaşırıyorum milyonlarca like almış bir fotoğraf ama öyle özensiz ki ne film olur ne de kitap o fotoğraftan 🙂 -Barış Manço’ya selam çakıyorum burada-

: Selam olsun ne köy kasaba dinleyelim o

: Beğendiğin takip ettiğin isimler var mı?

: Ama içerik üretimi konusunda başarılılar, bu sebeple iyi instagram kullanıcıları diyebiliriz onlara. markaların sosyal medya tanıtımlarına yaratan içerikler üretiyorlar. ama mühim olan sen nerede olmak istiyorsun o havuzda mı yoksa klasik ve uzun ömürlü havuzda mı?
çünkü o geçici likelı havuzda milyonlar izlenen ve binler kazanan çok eğitimsiz ve topluma kötü örnek olabilen kişiler de var. ama bizim havuzda çok asil bir rekabet var; herkes birbirini besliyor. ben bir Ara Güler fotoğrafına dakikalarca bakıp, günlerce düşünebiliyorum ama bir “Instagram fotoğrafçısının” çok like almış “güzel” bir fotoğrafına bakıp likelayıp unutuyorum.

: Dijital de hızlı tüketim var dediğin gibi iki farklı alan aslında kendine özgü kriterleri olan

: Var tabii, lifestyle influencerlar var fotoğrafçı diyemeyeceğimiz. instagram fotoğrafçılığı dersleri verenler var, takip ediyorum takdir ediyorum o havuz bazına göre; çünkü bir şablon var, o şablona uyarsan sosyal medya hesabını paraya çevirebiliyorsun ya da sanal bir popülariteye.

: Benim ismi aklıma gelecek kadar sıkı takip ettiklerim yine bizim havuzdan ama; yıllarını bu işe vermişler, hayatlarında fotoğrafçılık için risk almış isimler, eğlencelerini değil gözlerini ciddiye alanlar. Yılların fotomuhabirleri Coşkun Aral gibi, Mustafa Seven gibi, gençlerden de var.

: Çabuk tükense de popülasyon odaklı olsa da insanlara hobiler, uğraşlar kazandığırdığı için faydalı da bir yandan ama iki taraflı tabi hayat gibi fayda da zarar da iç içe

: Güzel isimler

: Dijital de hızlı ve kolay bir iletişim ağı da var senin takipçilerinle aran nasıl ? En çok hangi sorular geliyor

: Takipçilerim kelimesi yüzümü ekşitiyor 🙂 Arkadaşlarım, öğrencilerim, fotoğraflarımı sevenler diyelim onlara öncelikle. Etkileşimimiz çok yerinde onlarla. Birbirimiz arasındaki duygu, bilgi aktarım hızı çok yüksek ve özel bir frekansta. Benzer sorular var genelde karşılaştığım; kullandığım kameraları merak edenler, photoshopta ne gibi düzenlemeler yaptığım, tavsiye edeceğim kameralar/lensler gibi. Ama en çok portfolyo gönderenler, yorum isteyenler, fotoğrafçılık okumak isteyenlerin beklediği tavsiyeler.. Çocukları fotoğrafçı olmak isteyen ailelerin soruları. Bir danışman gibi mesai harcıyorum ben bu soruları yanıtlarken. Sonrasında ise başarı hikayelerini duyuyorum, hayatlarını olumlu değiştirdiğimi düşünen insanların mesajları geliyor. Güzel bir his değil mi okurken bile?

: En güzel his paylaşmak

: Eğitimcilik tarafından var atölyelerin var neler yapıyorsun?

: Atölyeler, söyleşi ve seminerler düzenliyorum. Temel teknik bilgiler, fotoğraf kompozisyonu/fotoğraf okuma/fotoğraf taslağı çıkarma/fotoğrafçılığın gücü=sanat terapisi gibi içerikleri olan farklı atölyelerim var. Kurumsallara da eğitim veriyorum, üniversite öğrencilerinin düzenlediği kamplara da gidiyorum, ortaokul ve lise öğrencilerinin sınav stresini azaltmak için de atölyeler yapıyorum. Söyleşi ve seminerler ise kendi hayatımdan kesitleri anlattığım, fotoğrafçılıkla

: Paha Biçilemez Yüzleriyle İstanbul , fotoğrafların ile yazılmış bir kitap nasıl oldu bu proje J

: Sade Kolektif ile birlikte yarattığımız bir fikirdi bu. Daha doğrusu iki tarafın da birbirinden habersiz hayal ettiği ve sonrasında birbirini bulduğu bir fikirdi.
Böyle bir proje Mastercard’ ın #PahaBiçilemez projesine uygunluğuyla marka ile birleştik ve proje üç doğru tarafla start aldı. Bir yıl sürdü çekimlerimiz, Istanbul’ un her köşesinde farklı özel isimler hikâyeleriyle kamerama poz verdi. Yazarım Hatice Utkan Özden ise bu hikâyeleri kaleme aldı. Kitabımız kitabevlerinde yerini aldı ve geliri Darüşşafaka Cemiyeti’ndeki Özlem İmece Fonu’ na bağışlanmak üzere satışa çıktı.

: Elinize sağlık doğru zaman doğru ekip olmuş

: Kitap fotoğraf üzerine ama Kaleminde hisli ve güçlü yazmak hep var mıydı hayatında?

: Teşekkür ederim.

: Yazmak, yazıyı denemek fotoğraftan önce hayatımdaydı. ortaokul ve lisede okul dergisi çıkarmak, ülkede düzenlenen kompozisyon yarışmalarından ödül almak gibi geçmişi var yazının hayatımda. ama hiçbir zaman bir dergide yıllarca düzenli yazacağımı düşünmemiştim. bu çok farklı bir disiplin, fotoğrafla hem aynı hem bambaşka. Yazı yazdığım, fotoğraf hikayeleri anlattığım, söyleşi tadında röportajlar yaptığım birçok dergi oldu ve oluyor. Yirmilerimin başında müzik dergilerine yazarak girdim bu piyasaya zaten; Yuxexes, Blue Jean, Roll, Yeni Harman gibi dergilerle başladım düzenli ve özenli yazmaya. O dönem underground dergi ve fanzinlerde yirmiler sanrılarımla ilgili yazdığım yazılar yayınlandı. Ardından fanzinler, sanat dergileri, psikoterapi dergilerinde fotoğraf hikayeleri yazmaya devam ettim düzensiz olarak, Kafkaokur gibi yeni nesil alternatif dergilerde hikayelerim yayınlandı. Şu an iki ayda bir yayınlanan Karaköy Mono Dergi’ ye
sevdiğim, saygı duyduğum ve merakla sorularımı sormak istediğim kişilerle söyleşiler hazırlayıp, yazıyorum ve fotoğraflarını çekiyorum. Üç yıldır da Kafa Dergisi’ ne fotoğraf hikayeleri yazıyorum düzenli olarak. Kafa Dergisi benim için bir okul gibi. Hem yazı yazma disiplinini öğrendim, hem ne yazmam gerektiğini, dilimin imzaya nasıl dönüştüğünü öğrendim. Hem de birçok değerli isimle birlikte aynı sayfalarda yer almanın mutfağını ve bununla ilgili kişisel gizli ruhani eğitimleri öğrendim, öğreniyorum.

: Bir yandan da değişen dergi piyasasına şahit oluyorum, yine Kafa Dergisi’nden bahsedersek ilk sayısından bu yana yeni nesil dergicilik anlayışının nasıl işlediğini hep beraber tecrübe ediyoruz tüm ekip olarak.

: Yazarlık daha eski yani

: Yine güzel bir serüven

: Gören Anlatan Yazan Bir Dilan var karşımızda yaz anlat bitmez ama sonlara geliyoruz

: Kısaca sormak istedikleri de var ? ? Radyoculuk ve Hikaye anlatıcılığı var? Kısa film var ? Sebastian var? BalconyTV var? Neler söylemek istersin?

: Eyvah?

: Sor sor bitmiyorsun senden ötürü ??

: Radyoculuk ve hikaye anlatıcılığı:
7 yaşımda Diyabakır Trt Stüdyosu Çocuk Radyosu’ na başladım. Dokuz yıla yakın seslendirmenlik, radyo spikerliği yaptım.
Diyarbakır gibi siyasi kaosun aktif olduğu bir şehirde bir çocuğun yapıcı gelişimine katkı sağlayan en önemli şeydi bence bu. Aileme sonsuza dek teşekkür etmeliyim bu konu için.

: ?

: Sen de Beni Seviyosun Sebastian kısa film deneyimim ise birkaç yıl önce Pecha Kucha Night’ tan gelen teklifle Sebastian esprimin canlanmasına dönüştü. Küçükken birçok çocuk gibi ben de Batman hayranıydım. Alfred’ ten ötürü benim de bir hayali Sebastian’ ım vardı. Yıllar geçti, Sebastian şarkılara, capslere konu olmamıştı henüz, gel Sebastian git Sebastian esprileri hayatımdaydı. Derken Sebastian’ ın hayali bir ideal erkek olarak beynimde canlandığını farketmiştim. Yirmili yaşlar beynimle yani. Bu etkinliğin konsepti “hayali kahraman yaratmak” idi ve Sebastian’ ın kısa filmini çekmeye karar vermem de bu sebepten. Ben filmi çektim, arkadaşım Mabel Matiz’ in filmde Sebastian’ ı canlandırmasının etkisiyle de Mabel ile aramızdaki içten frekansın etkisiyle de kısa film bir anda fenomene dönüştü. İnternet diline Sebastian giriverdi, pop şarkılarına konu oluverdi, birkaç kişi orada yazıp seslendirdiğim metinden aforizmalar çıkardı, dövmesini yaptıranlar oldu; kısa film festivaller avantgarde film kategorisinde gösterime girdi, en son Ankara’ da Kızılırmak sinemasında gösterimi yapıldığında sinema salonunun arka koltuğunda oturmuş filmin sonunda alkışlar yükselince “ne yaptım ben acaba ya” diye düşündüm. hahaha! İlerde hatırlanır mı bilmiyorum. Ama o dönem için unutulmaz bir tecrübeydi. İlahi Sebastian!

: Bir Sebastian’dan neler neler yaşanmış dijital izlerinden her an gündem emin ol.

: Balcony Tv tamamen eğlenceli bir tecrübe. Geçtiğimiz yıla dek ablam Heja Bozyel’ in sunduğu ve onun da tamamen eğlenceli bir hobi olarak düşündüğü programın sunuculuğunu devraldım ablam yurtdışına taşınınca. Yapımcımız Ebru Dengiz ve sempatik ekibiyle ayda bir gün buluşup tüm gün yeni videolarımızı çekiyoruz, keyifli müzik keşfediyoruz, yeni insanlar tanıyoruz. Ben işin sadece sunum kısmındayım, bazen kameraya hiç yakışmadığımı bazen de çok yakıştığımı düşünerek eğleniyorum izlerken videoları. Bu kısmın fotoğrafçılık ve yazarlıkla hiçbir ilgisi yok sanırım. Kamera önünde olma hevesi bile değil sadece keyifli bir tecrübe, izlenme ve sevilmesine etkim oluyorsa ne mutlu bana.

: Özetler iyiydi ?Hepsi güzel işler çok yönlüsün çok çalışıyorsun yorgun musun?

: Şu an parmaklarım yorgun.
çocukken game boy oynarken böyle yoruluyordu. teknolojik evrimimi tamamlamadım ben galiba.

: Şaka bir yana,

: Hahah

: Teşekkürler güzel bulduğun için yorgun değilim, işledikçe ışıldıyorum ben de herkes gibi. Kendimi çalışmakla oyalamazsam bu dünyanın karanlık tarafına katlanamam.
Ha fiziken ve mental olarak elbette yoruluyorum şimdi çok yüzeysel olmasın ilk cevabım;
doğaya kaçıp deşarj oluyorum, çiçekleri kuşları ağaçları incelemeye bayılıyorum beni yeniliyor resmen. Uyumak da bana çok iyi geliyor. Bir şeylerle meditasyon yapmak; kolaj, ebru, müzik dinleyerek yürüyüş, sessizce pencereden dışarıyı izlemek, tavanı izlemek, sevdiğim ufkumu açan dostlarımla gülmek ya da hararetle sohbet etmek gibi güzel şeyler iyi geliyor. Bunun dışında hem böyle bir iş yoğunluğu varken hem de kadın olmak var; işte en öğrenme aşaması uzun olan konu bu; sorularınızı yanıtlarken bile atölyedeki tadilatlarla ilgilendim, eve dönüp çamaşırları astım, yemek yaptım, çöpleri boşalttım, iş maillerimle ilgilendim, kedim kustu onunla ilgilendim, birazdan kütüphanemin tozunu alıp bu yaz okuyacağım kitapları düzenleyeceğim, gece ütü yapıp kıyafetlerimi dolaba yerleştireceğim, gece erkek arkadaşımla sinemaya gideceğim, yarın sabah erkenden çekime gideceğim, akşamüstü oturup photoshop yapmam gerekiyor en dört saat. hahahahahahaha

: Oo maşallah diyelim o zaman ben okurken yoruldum ama bu çalışkanlıkla o parmaklar kolay kolay yorulmaz ?? hızlı sorular başlasın o zaman

: Evet lütfen hızlı sorulara geçelim, kendimi kötü hissetmek istemiyorum sizi mutlu etmeye çalışırken 🙂

: Teknoloji ile bir bütün oldun bugün benim için teşekkürler ediyorum, ama en çok tüm işlerini aynı anda yapabildiğin için çok mutlu oldum ☺

: En sevdiğin renk

: Her renk

: En sevdiğin şehir

: Hmm

: Zor oldu

: Çok gezen bir için

: Değişiyor. en son Venedik’e vuruldum.
ama o kadar çok şehir gördükten sonra en sevdiğim diye seçemem çünkü hepsi ayrı hatıralarla aynı insana doluyor. her şehir ayrı bir sevgi diyelim 🙂

: En sevdiğin kelime

: En sevdiğim kelime

: Merhabaaaaa

: 🙂

: Merhaba 🙂

: Kitap önerilerin var mı?

: Rimbaud şiirleri daha çok okunmalı.

: Çocukken hayalindeki meslek neydi?

: Dansöz, Batman, sonra da elektrikçi olmak istemiştim

: ?? çok iyi

: WhatsApp röportajını nasıl buldun?

: Yıllar önce bir gazeteci arkadaşım daha yapmıştı bu kadar uzun sürmemişti herhalde telefonlar kaldırmıyordu o zamanlar, tuhaf bir hismiş bu whatsapp röportajı.
En sevdiğim son sorum Dijital Karga’da konuk yazar olur musun?

: Gelecek kış teklif ederseniz uygun bir dönemimde olabilirim pek tabii

: Ne zaman olursa hatırlarız tabi

: Çok güzel bir sohbetti Hayat yolculuğunda keyifli ve mutlu karelerin olsun daima. Yazdıkların kalplerde yerini bulsun beni de unutma Dilan Bozyel bol cevizler

: Teşekkür ederim! kolaylıklar dilerim, sevgiler

: ❤