En Güzelinden Amerika Gezi Notları Vol.2 – Alışveriş

Amerika Gezi Notları

En Güzelinden Amerika Gezi Notları Vol.2 ile gözlemlerime devam ediyorum. Kapitalizmin göbeğindeyim. Bu kapitalizm virüsü uçağa daha binmeden, önceden buraya gelip bu virüsü kapan insanlar tarafından aldım. Hücrelerime işlediğini hissedebiliyordum. Ancak durumun vehametini mağazalar arasında elimde poşetlerle koşarken anladım. Damarlarıma kadar işleyen bu duruma dur diyemiyordum.

Normal şartlarda, yani buradaki insanların deyimiyle ‘home country’de, yani memleketimde, alışverişe çıktığımı kimse görmemiştir. Ya ihtiyacım varsa ya da bir arkadaşım bir şey alacaksa girmem ve almam 10 dakikadan fazla sürmez. Alışveriş merkezleri, mağazalar, ayakkabılar, kıyafetler sanki okyanus olur da boğazımı sıkar. Nefret ederim gezeyim, deneyeyim, eşya alayım. Benim en fazla gezdiğim mağazalar, kitapçılar, kırtasiyelerdir. Saatlerce iki kitabı üstüme elbise alır gibi denerim, kalemleri çiziktiririm, yapışkanlı kağıt seçerim. Eğer ekonomim sıkışıksa kendime yasak koyarım. Benim alışverişim budur. Amerika gezi notları ile beraber alışveriş sınırlarım test ediliyor.

Ancak gelin görün ki, Amerika’daki kapitalizm virüsü beni de kıskacı altına aldı. 1 saat boyunca paramın yetmeyeceği bir çantayı almamak için direndim. Eğer galip gelemeseydim, ucuz diye 1 aylık cep harçlığımı oracıkta bırakıp koşarak uzaklaşacaktım. O çantayı almasam bile nefsimi köreltmek adına 10 günlük cep harçlığımı bir çantanın üzerinden saçarak delicesine uzaklaştım. Şimdi İngilizce kursuna param yok diye yürüyerek gidiyorum, -19 derecede. Bütün bu yaptıklarımı da ucuz kisvesi altına saklasam da, geçmişten günümüze yaşayan insanlardan etkilendiğimi ve gerçekten kapitalizm virüsüne yakalandığımı açıklamak istiyorum.

Mağazalar Türkiye’den daha ucuz evet ama buranın maaşlarıyla kıyaslarsak. Türkiye’den gelen biri Türk Liralarını dolara çevireceği için, çok az bir fark oluyor ülkemizdeki ile. Yani eğer buradan maaş almıyorsanız, şuan ki durumla cebinizdeki çevirmiş olduğunuz TL’ler ile alışveriş yapmanız çok saçma. Gereksiz, israf. Yapmayın! Görmüş olduğunuz gibi kendimi ikna çabalarım hızla devam ediyordu. Kurtulma şansım hala vardı.

Alışveriş merkezleri Türkiye’deki gibi havalı, büyük, harika, komplike değil. Basit. Kadıköy’de ilk alışveriş merkezi açıldığında gözümüze büyük, efsane, harika gelen yer, 3 sene içerisinde ihtişamını kaybetmişti. Peşi sıra da açılan alışveriş merkezleri gözümü doyurdu, bir küçüğünü beğenmemeye başladık. Alternatifler arasında ‘harika’ olanlara yöneldik. Bizim dönüp bakmadığımız, artık beğenmediğimiz Kadıköy’ün ilk alışveriş merkezi gibi buranın en sık ziyaret edilen mekanı. Göze çok hitap etmese de içindeki lüks mağazaların kapılarında insanlar sıraya giriyor ve içeri de alışveriş yapmak için, saatlerce bekliyor. Anladığım kadarıyla görünüşe değil, içeriğe bakıyorlar. Ancak insan birazcık da gezerken içi açılsın istiyor.

Bizim gösterişli alışveriş merkezlerimizin bir katını yemek bölümleri oluşturur. Bir katın hepsini oluşturan da var ancak genellikle bir katın bir bölümünü ya da dörtte birini oluşturuyor. Yemek zevkine göre değişse de çok çeşitli yiyecekler yok. Thai, Çin, Japon, etçil ürünler, vejeteryanlar ve pizzacılardan birer tane oluyor genellikle. Çeşitli olmasa da alışveriş merkezinde yemek isteyenler aç kalmıyor. Ancak tatlara açık olmayan birinin zorlanacağı kesin.

Tek nefeste şunu diyebilirim ki, alışveriş bağımlısı iseniz, buralara gelmeyin. Bir sonraki En Güzelinden Amerika Gezi Notları yazısında görüşmek üzere.

Amerika’yı gagalamaya devam, her şey güzel olacak.

İlginizi Çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Sonraki yazı
Buğra Ayan WhatsApp Röportajı #kargayakonuş
Önceki yazı
Twitter Hesapları: Hava Durumunu Öğrenin